Gooool / Hasip TURAN

share on facebook  tweet  share on google  print  

Gooool / Hasip TURAN

"Öğretmenimiz Hasip TURAN'ın Hatıraları" için, toplam 1 sonuç arasından 1 - 1 arası sonuçlar
Gooool

       Bin dokuz yüz altmış dört yılı ilkbahar mevsiminin ilk aylarıydı. Karlar erimiş akşamları üşütücü serinlik olsa da  hava ısınmağa, günler uzamağa başlamıştı. Hatta öğleden sonraları bazen güneşin sıcağından korunmak için gölge yerler aranıyordu. Yine bir ay başıydı. Kemah’taki mutemedimden aylığımı alıp Erzincan’a geçmiştim. Bir dükkanın önünden geçerken gözüme toplar ilişti. Durdum, buradan bir top alıp köye götüreyim, çocuklar oynasınlar diye düşündüm. Hiç tereddüt etmeden, dükkana girdim, bir top alıp çıktım. 

       Köye geldiğimde topu okula götürdüm. Çocuklara, “ Bakın çocuklar size top getirdim. Teneffüslerde ve son dersten sonra bu topla oynayabilirsiniz” dedim. Buna pek az çocuk sevindi. Sevinen çocukları diğerleri tuhaf karşıladı. Bu çocuklar belli ki o yaşlarına kadar ya topla oynamamışlar ya da topları olmamıştı. Teneffüste topu ortaya attım. Büyük, küçük kızlı erkekli tüm çocuklar topun peşinden koşmağa başladılar. Bazısı ayakla vuruyor, bazısı eliyle tutup gelişi güzel oraya buraya atıyordu. Topla oynamaktan çok hoşlanmışlardı. 

       Öğleden sonraki son ders bitince çocuklar, tekrar topla oynamağa başladılar. Fakat erkekler, kızları oyun dışı bıraktı.  Kendi aralarında takım kurup futbol maçı yapmağa başladılar. Kalelerin sınırlarını her zaman olduğu gibi birer taş koyarak belirlediler. Çocuklar, bir saat kadar oynadıktan sonra topu alıp evime gittim. Ertesi ve daha sonraki bir kaç gün coşkuyla top oynamağa devam ettiler. Hem hoşlanmışlardı top oynamaktan hem de alışmışlardı. Erkeklerin devamlı topla oynamalarından memnun olmayan  kız çocukları şikayete başladılar  “Öğretmenim, neden hep oğlanlar oynuyor da biz oynamıyoruz? Topla oynamak yalnız onların hakkı mı ? Biz de oynamak istiyoruz! “ diye itirazlarını dile getirdiler. Haklıydılar. 

       Teneffüs bitip sınıfa girince “ Bundan böyle topla, bir teneffüste kızlar, diğer teneffüste de erkekler oynayacak .” dedim. Bu kararımdan erkekler hiç memnun olmadı, kızlar sevindi. Topla oynama sırası kızlardayken, erkekler, onların ya oyunlarını bozuyor, ya da  topu onlardan alıp oynuyorlardı. Bu nedenle aralarında itişip çekişmeler, küfürleşmeler oluyordu. Topu ellerinden aldım. Çocukları topladım, onlara kısaca şu öğüdü verdim. “ Kendinize söylenmesini istemediğiniz sözleri başkalarına söylemeyeceksiniz, kendinize karşı hoş ve uygun bulmadığınız davranışları başkalarına yapmıyacaksınız. Karşınızdakine hangi durumda olursa olsun, kız, erkek, güçlü, güçsüz şiddet kullanmıyacaksınız. Ben, ancak şiddet kullananları görür ve küfredenleri duyarsam cezalandıracağım. Bana da şikayete gelinmiyecek” dedim. Çocuklar ne demek istediğimi anlamıştı. 

       Genellikle erkek çocuklar, kızlar topla oynarken  oyunlarını bozuyor, topu onlardan alıyorlardı. Kızlar, şikayet etmek yasak olduğu için bana da gelemiyorlardı. Bu sefer de kızlar, erkeklerin kendilerine yaptığını onlara yapmağa, topu onlardan almağa başladılar.  Kızlardan topu almak için zor kullanamıyacaklarına, küfür edemiyeceklerine göre anlaşmaktan, birbirlerinin hakkına saygı göstermekten başka çözüm yolu kalmıyordu. Öyle de yaptılar. Hatta, içlerinden biri karşı tarafa haksızlık yapacak olursa onu susturuyorladı. Böylelikle zor kullanmadan, küfretmeden kendi aralarında anlaşarak bu sorunu çözdüler. Onlar memnun, ben memnun... 

       Öğleden sonra yapılan futbol maçlarına okul dışından bazı gençler de katılmağa başladı. Ancak büyük bir sorunumuz vardı. Okulun bahçesi çukurlu, tümsekliydi. Bu nedenle, çukur ve tümseklere çarpan top,  tahmin edilenden daha değişik yönlere gidiyordu. Bunu önlemek için, tümseklerin kazılarak, çukurların doldurulması, sahanın düzeltimesi gerekiyordu. Bunun için öğleden sonraki ders bitiminde bir saat saha düzeltme çalışması yapıyor, doldurulan çukur yerlerdeki yumuşak toprak top oynarken çiğnenerek sıkıştırılmış oluyordu. 

       Köyün yaşlılarının söylediğine göre okul, mezarlık olan bir alanın üstüne inşa edilmişti. Zaten okul bahçesinin bir tarafının sınırında da mezarlık başlıyordu. Bahçeyi düzeltmek için kazı yaptığımız bazı yerlerden kafa tasları ve kemiklerin çıkması bunu doğruluyordu. Biz, kazı yapılan yerlerden çıkan bu kemik ve kafa taslarını, mezarlığa yakın bir yere çukur kazıp gömüyor, bu işlemi yaparken de ölmüşlerin ruhları için herkes bildiği duayı okuyordu. 

       Oyunun kuralları çok katıydı. Daha doğrusu keyfiydi!?  Tarafları gözeten kurallarla oyun oynanıyor, kuralsızlık kuralları uygulanıyordu. Kim uyguluyordu bu kuralı? Maçı yöneten hakem. Hakem kimdi ? Tabii ki öğretmen, ben yani! Neydi bu kurallar ; iyi oynayanlar ve büyükler hiç bir zaman aynı takımda oynayamaz; oyunculara tekme atanlar, ittirenler, küfredenler, hakeme itiraz edenler derhal oyun dışı edilirler. Cezalı olarak bir kaç maç oynatılmazlardı. 

       Neden bu kuralsızlık kuralı uygulanıyordu? İyi oynayanlar ve büyükler bir takımda toplanırlarsa; onların devamlı galip gelmeleri karşı tarafın moralini bozacağı ve motivasyonu etkileyeceği için böyle bir uygulama yapılamazdı!  Tekme atarak ya da ittirilerek düşürülen bir oyuncu yaralanabilir, sakatlanabilirdi. Yasak! Küfretmek; çok ayıp,  sportif bir davranış olmadığı için bu da yasak! 

       Hiç affı olmayan en katı kural da hakemin verdiği karara itiraz etmekti!!! Ne demiştik?  Tarafları gözetecektik (!). Tarafları gözetmek, skor farkını dengelemekti, bu farkı en aza indirmek demekti. Skor farkı bir tarafın lehineyse ve yükseliyorsa, bunu önlemek için her tür işlemi uygulamakta hakem serbestti!!! Yani, gol ofsayttı, sayılmaz! Kale taşının üstünden geçti, sayılmaz! A-takımı skor farkının sınırını aşmağa başlamış, olmaz!  B-takımı da gol atmalı, bunun için bir neden gerek. Örneğin: A-takımının bir oyuncusu, B’nin sahasında topa elle müdahale etti ya da hakem öyle görmek istedi ve gördü. A- takımına penaltı cezası, gol oluncaya kadar şut tekrarı. Hakeme itiraz mı? Allah korusun! Herhalde sen oyundan atılmak istiyorsun! Karşılaşmalar ya beraberlikle ya da maksimum 1-2 farklı galibiyetlerle bitiriliyordu. Herkes mutlu, herkes memnun! 

       Bu kuralsızlıklar kuralıyla yapılan maçlar çok zevkli, çok keyifli geçiyordu. Takımların eşit sayıda oyuncularla sahaya (!) çıkmaları önemli değildi. Bir, iki oyuncu eksik ya da fazla, olabilirdi. Kalecilerden başka oyuncuların, oynayacakları yer de belli değildi. Top nereye giderse oyuncular da o tarafa koşuyorlardı. Top, çukur ya da tümseğe çarpıp falso yaparak tahmin edilen tarafa değil de bir başka yöne giderse, o tarafa doğru koşanlar, yönlerini değiştiremiyorlar, kendilerini frenleyemeyip bir birlerinin üzerine yıkılıyorlardı. Bu da seyircileri çok eğlendiriyordu. 

       Maçlar başladıktan bir kaç gün sonra anneler “Ögretmen bir top attın ortaya çocuklar eve gelmez, damları temizlemez, hayvanları suya götürmez oldular” diyerek, alaylı gülümsemelerle şikayetlerini arttırdı. Ben de onlara “ Siz, bütün gün ne yapıyorsunuz? Çocuklar okuldayken o işleri siz yapın, sonra da gelin maç seyredin” derdim. 

       Bu sözümü dinlemiş olacaklar ki gün geçtikçe seyirci sayımız arttı. Üstelik büyük bir heyecanla oyunculara tezahürat yapıyor, alkışlıyorlardı. Hele gol atılınca tezahürat bir kat daha artıyordu. Amma golün hangi kaleye atıldığı önemli değildi tezahürat için. Yeterki gol atılmış olsun. Sonraları bunun farkına vardılar, çocukları hangi tarafta oynuyorlarsa o tarafa tezahürat yapmağa başladılar. Tuttukları takım gol atınca coşkuları bir kat artıyordu. Gol yiyen takımın taraftarları da üzülüyor, sessizleşiyordu. 

       Goooooool, çığlıkları köyün içinde yankılandıkça telaşa kapılan yaşlılar, komşularına merakla ne olduğunu sorarlarmış. Komşuları da  “Ögretmen çocuklara top oynatıyor, onlar da gol yapıyormuş” diye açıklama yaparlarmış. Fakat, nedense yaşlılar ögretmen-top-gol yapmak arasında bir bağlantı kuramıyorlarmış. “Biz ögretmeni akıllı biri zannederdik meğer delinin tekiymiş” diye yorum yaparlarmış. Ben, yaşlıların bu yorumlarını duydukça çok zevk alır, keyiflenirdim. Çok merak eden bazı yaşlılar da ara sıra gelip maçları seyretmiş. Fakat, bir sürü çocuğun bir yuvarlak arkasından bir o yana bir bu yana koşuşturmalarına anlam verememişler. “Bu ögretmenin lafına uyup o yuvarlağın arkasından deli gibi koşmanın ne alemi var. Koşmak istiyorsanız, işte yol, bayır koşun koşabildiğiniz kadar” derlermiş. 

       Onlar ne derlerse desinler. Köyde GOOOOOL çığlıkları uzun zaman hep yankılandı...
 
 
Hasip TURAN 


Fotoğraf : Okul bahçesinin Futbol sahası (!!!) haline getirmek için yapılan kazı çalışmaları.


Kardere.com

Kaynak : Hasip Turan
Tür : Kültür - Sanat Tarih : 28.05.2009
[ Tüm yazılara ulaşmak için burayı tıklayınız. ]