Irazcanın Çaresizliği / Hasip TURAN

Anasayfa » Öğretmenimiz Hasip TURAN'ın Hatıraları » Irazcanın Çaresizliği / Hasip TURAN
share on facebook  tweet  share on google  print  

Irazcanın Çaresizliği / Hasip TURAN

"Öğretmenimiz Hasip TURAN'ın Hatıraları" için, toplam 1 sonuç arasından 1 - 1 arası sonuçlar
Irazcanın

        Kapımın sert sert çalınmasıyla uyandım. Yatağımdan fırladım kapıyı açtım. Köyde, Irazca diye tanınan, zaman zaman ayak üstü sohbet ettiğim, tüm köy halkı tarafından saygı gören yaşı hayli ilerlemiş Irazca nine, telaş ve üzüntüden kısılmış sesiyle “Hadi ögretmen, çabuk çabuk gel! Torunumun ayağına bir çaydanlık kaynar su döküldü. Gel de şuna bir bakıver. Acele et emme!” Bu sözcükleri kendi kendine konuşur gibi söylüyor, bazen göğsüne vuruyor bazen de ellerinin arasına aldığı başını iki tarafa sallıyordu. Kendime gelmem için yüzüme bir, iki avuç su serptim giyindim evden çıktım. Beraberce ivedi adımlarla Irazca’nın evine doğru yürümeğe başladık. O anda torununun çektiği acıyı yüreğinde hisseden, beli bükük yaşlı nine, belini dikleştirerek gençlerden daha hızlı yürüyordu. 

       Yolda giderken kazanın oluşunu anlatmağa başladı. Dört, beş yaşlarındaki erkek torunu işgüzarlık yapmağa kalkışmış. Sobanın üzerinde duran içi sıcak su dolu çaydanlığı alıp, demlikte çay demlemek istemiş. Sobanın kenarına kadar getirdiği çaydanlığın sıcak kulpu elini yakınca bırakmış. Bıraktığı yerde dengesi bozulan çaydanlık, düşerken içindeki kaynar su olduğu gibi ayağının üstüne boşalmış. Bu durumu en son anda gören nine, kazayı önleyememış. Ayağı yanan torunu feryada başlayınca, hemen torununun ayağındaki yün çorabı çıkarmış. Yün çorabı çıkarırken, kaynar suda haşlanan ayağının üst derisi de yüzülerek çorapla beraber çıkmış. 

       Odaya girdiğimde, çorap koncunun yüksekliğinde ayak bileğinin üst tarafının derisi yüzülmüş,  kan içinde, bir yanık yarasıyla karşılaştım. Bu durumda ne yapacağımı bilmiyordum. “Sakın yaraya dokunmayın ve hiç birşey yapmayın. Ben şimdi karakola gidip, doktora telefon edeceğim. Durumu anlatacağım, onun vereceği talimata göre ne yapılması gerekiyorsa onu yapacağım” dedim. Karakola koşarak gittim. Olayı ve gördüklerimi doktora anlattım, tavsiyelerini aldım, eve döndüm. Onun söylediklerini aynen uyguladım.

       Kemah’taki doktorla aramızda samimi bir dostluk olduğunu bir anımda yazmıştım. Kazaya indiğimde doktor, köy halkının kullanması için ilaç firmalarının kendisine bıraktığı satılması yasak bazı eşantiyon ilaçlardan verirdi. Bunlardan başka ben de kendi paramla aldığım sargı bezi, tentirdiyot, aspirin, gripin, alkol, merhem gibi basit tıbbi malzemelerini evimde her zaman bulundururdum. Ufak yaralanmalarda, grip, soğuk algınlığı, baş ağrısı gibi şikayetlerle gelenlere  verirdim. Bunların haricinde, başka şikayetleri olanların şikayetlerini tam olarak önce doktora bildirir, bana verdiği ilaçlarda bu hastalıkların tedavisinde kullanılanlar varsa bunlardan da verirdim. Yoksa, Kemah’a gittiğimde ya kendim getiri ya da gidenlerle getirtirdim. Bu hizmetlerimin karşılığını köylüler bana geri veriyorlardı zaten. Paramla alıp hastalananlara verdiğim ilaçların ücretini istemeyi de hiç aklımdan geçirmedim.

       Temizliğe çok önem vererek uzun, itinalı bir bakım ve düzenli pansumanlardan sonra çocuğun ayağını eski sıhhatli haline kavuşturdum. Tabii ayağındaki kasların hareketsizlik ve yanmadan dolayı sakat kalmaması için her ne kadar ağrılı acılı olsa da eksersizler yaptırıyordum. Bu arada canı yanan ufaklığın galiz küfürlerine de hedef oluyordum. Ben ve Irazca onun bu küfürlerine güldükçe o da küfürlerini arttırıyordu.


Hasip TURAN



Kardere.com



Kaynak : Hasip Turan
Tür : Kültür - Sanat Tarih : 29.05.2009
[ Tüm yazılara ulaşmak için burayı tıklayınız. ]