Öğretmen Et İster Misin? / Hasip TURAN

Anasayfa » Öğretmenimiz Hasip TURAN'ın Hatıraları » Öğretmen Et İster Misin? / Hasip TURAN
share on facebook  tweet  share on google  print  

Öğretmen Et İster Misin? / Hasip TURAN

"Öğretmenimiz Hasip TURAN'ın Hatıraları" için, toplam 1 sonuç arasından 1 - 1 arası sonuçlar

       Odamın karşısındaki alçak taş duvarın üzerine oturmuş, Munzur dağının kuzeye bakan manzarasını seyrediyordum. Bir genç bulunduğum tarafa doğru koşarak geliyordu. Yanıma gelince durdu. Gencin göğsü körük gibi inip kalkıyordu. Boğazı ve dudakları kurumuş bu nedenle kesik kesik konuşuyor ne söylediği anlaşılmıyordu. ”Biraz sakinleş. Rahat nefes almağa başladıktan sonra konuş” dedim.

       Sakinleşen gençle aramızda şu konuşma geçti:
          - Öğretmen et ister misin?
          - Et! Ne eti?
          - Öküz eti, öğretmen!
          - Köye kasap mı geldi?
          - Hayır öğretmen! ..... emminin öküzü ölüyormuş. Ölüp mundar olmasın diye son anda vurdular boynuna bıçağı. Şimdi köylüler kendi aralarında etlerini paylaşıyorlar .........emmim de beni sana gönderdi. “Koş öğretmene haber ver. Kaç kilo et istiyorsa söylesin, ona da ayıralım. Kilosu iki liraymış dersin” dedi. Haber bekliyorlar. 

          - Et istemem ama karaciğerinden bir kilo kadar getirebilirsen memnun olurum Fiatını sormayı unutma!.   Ciğeri getirdiğinde parasını veririm, dedim. Genç arkasını dönüp geldiği tarafa doğru yürüdü.Köye geldiğim ilk günü anımsadım. Eylül ayının çok sıcak günlerinden biriydi. Muhtar,   bana kiralanacak odayı göstermesi için  yanıma birini verip Alduran’ın (ev sahibem olacak kişi)  evine gönderdi. Odaya bakmağa giderken yolda o güne kadar yaşamımda hiç görmediğim bir görüntüyle karşılaştım. Taş duvarlı bir evin hayli yüksek yan duvarını sağlamlaştırmak için duvarın yüksekliğince, uzunluğu kadar belli aralıklarda  konulan tahtaların üzerine çiviler çakılmış. Bu çiviler kimbilir ne zaman çakılmıştı ki hepsi paslıydı. İşte bu çivilere kurutulmak için büyüklü küçüklü kesilmiş et parçaları asılmıştı. 

       Duvarın iki metre kadar önünde, yere bağdaş kurup oturmuş, siyahlara bürünmüş yaşlı bir nine ve yanında üç yaşlarında saçları kir ve tozdan keçeleşmiş, belki günlerdir yüzü su görmemiş, burnundan akan sümükleri kurumuş bir kız çocuğu vardı. Yaşlı ninenin hemen yanında, yerde, uzun bir sırık, bu sırığın ucuna rengi belli olmayan bir bez parçası bağlıydı. Nine, sırığın ucundaki bez parçasıyla duvardaki etlerin üzerine konan renk ve şekil bakımından hayli zengin olan sinekleri, arıları arada bir kovalıyordu. Sırığın ucundaki bez parçası etleri okşuyor sonra ya bir gübre yığınının ya da tozlu yolun üstünde bir müddet bekletildikten sonra aynı hareketler tekrar edilerek sinekler, arılar güya etlerden uzaklaştırılmış oluyordu. 

       Yanımda yürüyen köylüye çivilere asılı etleri göstererek: “Ne olacak bunlar?” diye, sordum. Yanıtı “Kışa hazırlık için kurutuluyor öğretmen!” oldu. Eve varıncaya kadar, köylü açıklamalar yaptı, sorularımı yanıtladı.
       - Kuruyan bu etleri sonra ne yapıyorlar?
       - Önce tuzlanır, una bulayıp kapların içine basılır.
       - Herkes kışa böyle mi hazırlık yapar? Köylü, hafif bir gülümsemeyle başını iki tarafa sallayarak: 
       - Yok öğretmen. Ancak kesilecek davarı, malı olanlar kış için et kurutabilir. Herkesin malı, davarı yokki... 

       Genç yanımdan ayrıldıktan sonra bunları anımsamıştım. Köye geldiğim ilk günde kurutulmak için duvardaki çivilere asılan etler de mundar olmasın diye kesilen bir hayvanın mıydı acaba? Bugün mundar olmasın diye ölüm halinde kesilen öküzün, ölümüne neden olabilecek bir hastalığı mı vardı? Eğer öyleyse, hastalıktan ölecek olan bu hayvanın etini yiyenler  bir sağlık sorunuyla karşılaşmazlar mıydı? 

       Ben, kendi kendime bu sorulara yanıt ararken, yan komşum sokağın başında iki eliyle sıkı sıkıya kavradığı hayli ağır bir et parçasıyla göründü. Hem etin ağırlığından hem de etten damlayan kanlardan pantolonunu korumak için hafifçe öne doğru kamburlaşarak yürüyordu. Geniş bir gülümsemeyle beni selamladı. Yine aynı gülümsemeyle:
       - Bu akşam kendimize et ziyafeti çekeceğiz. Sen de buyur beraber yiyelim öğretmen, dedi.
       - Size afiyetler olsun, benim akşam yemeğim hazır, dedim. 

       İster kurutulmak için paslı çivilere asılsın etler.
       İster üzerine sinekler, arılar üşüşsün,etlerin.
       İster paçavrayla gübreden, tozlu yoldan mikroplar, bakteriler, virüsler bulaşsın etlere.
       İster mundar olmasın diye kesilen hastalıklı bir hayvan eti olsun. 
       Et! Et! Et!... 

       İşte böyle etleri yeseler de bu insanlar; yine sağlıklı, enerjik, kanlı canlıydılar. Belki  bu nedenle doğal olarak hastalıklara karşı koyma dirençleri güçleniyordu.  

       Bana, “Et ister misin?” diye gelen genç, sipariş ettiğim ciğeri bir müddet sonra getirdi. Parasını ödeyip gönderdim. Ciğeri pişirip yiyeyim mi, yemiyeyim mi diye uzun uzun düşündüm. Sonunda yememeğe karar verdim. Çünkü, ölüm anında kesilen hayvanda bir hastalık olabileceğinden kuşkulandım. Ciğeri yersem belki bünyem bunu kaldıramayabilir, hastalanabilirdim. Bu nedenle hastalanırsam, “hastalandığımda  bana kim bakar? korkusu ağır bastı ve kimse görmeden ciğeri, köpeğime yedirdim

 

Hasip TURAN

 

Kardere.com

 

 


Tür : Diğer Tarih : 15.07.2016
[ Tüm yazılara ulaşmak için burayı tıklayınız. ]